“SADECE BİR SÖZ......” Yazarı: Dharmachari Ratnaghosha (2002)


Zamana Dair Bir Söz    Doğruya Dair Bir Söz    Sevgiye Dair Bir Söz    Bilgelere Bir Söz    Sihirli Bir Söz


Türkçesi: Erdem Yıldırım   

Bilgelere Bir Söz

   Samphappalapavaca veramani sikkhapadam samadiyami konuşma kaidelerinin üçüncüsüdür ve tercüme edildiğinde ‘Faydasız konuşmaktan kaçınmayı üstleniyorum’ anlamına gelir veya ‘samphappalapavaca’ bazen ‘sulu konuşma’ diye tercüme edilir, ama daha pozitif olarak bu, anlamlı veya faydalı konuşmakla meşgul olmayı üstlenmektir. Bu, birincil olarak bireyin spiritüel gelişimine faydalı olduğu anlamına gelir, ne var ki, faydalılığın daha dünyevi başka türlerini de içerebilir. 

   Spiritüel manada anlamlı veya faydalı konuşma, her zaman etik veya spiritüel çalışma hakkında konuşmak ya da ciddi ve dindar olmak anlamına gelmez. Aslında spiritüel konularda konuşmak asli işimizin yerini alırsa, hiç faydalı veya anlamlı olmaz. 

   Tabii ki, anlamlı konuşma bu tür konuları da içerebilir, ama konuşmayı anlamlı veya faydalı kılan muhakkak içerik veya konu değildir. Sulu konuşma yüzeyseldir ve gaflet içindedir ve de yüzeysel ve gaflet içinde olan bir zihnin ürünüdür. Anlamlı konuşma ise farkında olan bir zihnin ürünüdür ve farkındalık tecrübe ve anlayış derinliği getirir. O halde, kişinin konuşması farkındalık geliştirdiği ölçüde spiritüel manada anlamlı ve faydalı hale gelir. Bu, kişinin kendisine, diğer insanlara, etrafındaki çevreye ve gerçekliğe olan farkındalığı anlamına gelir. Kişi nerede olduğunu ve ne yaptığını, ne söylediğini, ne düşündüğünü ve ne hissettiğini bildiği ölçüde kendinin farkındadır. Diğer kişilere olan farkındalık, fizik ve kişiliklerinin dış yüzünün ötesini görmeyi ve insanlıklarının farkında olmayı gerektirir. Etrafımızdaki çevreye olan farkındalık, dünyayı sahiplenmeyen, çıkar gözetmeyen bir biçimde görmemize ve bu nedenle de ondan daha fazla zevk almamıza imkan tanır. Gerçekliğe olan farkındalık ise, hayata karşı spiritüel bir bakış açısına sahip olmamızı ve spiritüel gerçeklikleri yaşamamızı sağlayan sezgizel ve mantıklı cevaplardır. 

   En yüksek dereceye çıkarılmış farkındalık Aydınlanma’dır ve Aydınlanma’nın arketipsel sembollerinden biri de Bodhisattva Manjughosa’dır. Manjughosa ‘nazik sesli olan’ demektir ve bu sembolizm Aydınlanma’nın Bilgelik yönünü vurgular. Sol eliyle Bilgeliğin Kemali kitabını kalbinin üstünde tutar; sağ elindeyse bıçağının ucunun etrafında alevler olan bir kılıcı havada tutar. Parmak uçlarıyla çok narince tuttuğu bu kılıç, bilgeliğin kılıcı Jnanakadka’dır ve çaba sarfetmeden bütün yanlış görüşleri, dönüşüm alevlerini saçarak keser atar. Bu, anlamlı konuşmanın yüceltilişidir. Manjughosa’nın nazik sesi Aydınlanmış farkındalığın derinliklerinden konuşur ve yanlış görüşleri Bilgeliğe dönüştürür. Bu seviyede rasyonel yetiyi aşan direkt bir iletişim alanında olduğumuz için, anlamlı konuşmadan hemen hemen hiç bahsedemeyiz. 

   O halde, daha makul bir seviyeye inecek olursak, anlamlı konuşmanın anlamlı bir yaşamın ifadesi olduğunu söyleyebiliriz. Anlamlı bir yaşam Bilgeliğin ve Merhametin Kemali’ni elde etmeye adanmış olandır. Kişinin yaşamını en yüksek spiritüel ideallere bu adayışını ifade etmenin bir başka yoluysa Buda, Dharma ve Sangha’ya sığınma yoludur. Bu üç kıymetli Cevhere sığınmaya yönelmekse kişinin yaşamının merkezine onları koyması demektir, öyle ki, kişinin vakti, enerjisi ve yetenekleri Yol’u takip etmek ve Buda, Dharma ve Sangha’da kutsallaşmış olan Hakikat’i fark etmekle alakadar olmalıdır. Yaşamlarımız spiritüel İdeal’in Hakikat, Güzellik ve İyilik’ine daha da nüfuz ettikçe, iletişimimiz de doğal olarak bu niteliklerle nüfuz etmiş hale gelir ve sözlerimiz de, sözlü veya yazılı olsun, daha da anlamlı ve faydalı hale gelirler. 

   Yol’u takip etmek ve Hakikat’i fark etmek büyük bir kendini adama ister. Büyük sorumluluk isteyen kahramanca bir çabadır. Kişi daha büyük bir farkındalık geliştirmeye kendini sorumlu kılmalı, görüş ve alışkanlıklarını değiştirmeye istekli olmalı, düşünce, söz ve davranışlarında etik olmaya kendini adamalı ve sürekli inanç ve ilhamını tazelemelidir. Bunların hepsi gayret gerektirir. Enerjimizi meditasyona, kendini adama eylemine, öğrenmeye ve spiritüel dostluğu beslemeye vermemiz gerekir. Bu gayret bize düşüncelerimizin ham cevheri olacak, ki bu cevheri konuşmamız altın olana kadar tasavvur ve tefekkür yoluyla işleriz, bir deneyim ve bilgi zenginliğine giriş sağlayacaktır. 

   Ama faydalı veya anlamlı konuşma, ne kadar derin olursa olsun, kendi deneyim ve içgörülerimizin sadece bir geritaşımı değildir. Başka birine faydalı ve bu nedenle de anlamlı olmak için, diğer kişi hakkında farkındalık sahibi olmamız gerekir. Neyi söylemenin uygun olduğunu bilmek için yeteri kadar empati kurabilmemiz gerekir. Bu, daha önce söylediğim gibi dinlemeyi gerektirir. 

   Diğer insanların zayıflıklarıyla uğraşmak veya nevrotik eğilimlerini azdırmak yerine, onların en iyi ve en yüksek yanlarına hitab ettiğimiz zaman, sözlerimiz muhtemelen en çok faydalı olacaktır. Sangharakshita’nın dediği gibi, ‘Nevrotik bir kişiyle nevrozu bazında bağlantı kurmamalısınız’ (Barış Bir Ateştir – Peace is a Fire - s60). Faydalı olmak, birisinin gayretlerini spiritüel olarak tekamül etmesi için cesaretlendirmek, övülmeye değer olanı övmek ve her şeyden önce iletişimimizde dostane ve cömert olmak demektir. 

   Söylediklerimiz düşündüklerimizden ortaya çıkar. Zihinlerimizin neyle meşgul olduğu, neyi gördüğümüz, neyi işittiğimiz, neyi okuduğumuz ve kendimizi hangi radyo, televizyon, sinema veya tiyatroyla meşgul ettiğimize dayanır. Bazı şeyler daha derindir ve diğerlerine göre gerçeğin doğasında daha fazla yer teşkil ederler. Maruz kalabileceğimiz bir sürü ıvırzıvır vardır ve bu, eğer varoluşun doğasının derinliklerine girmek ve bir takım içgörüler elde etmek istiyorsak, farkında olmamız ve bir şey yapmamız gereken bir şeydir. 

   Sangharakshita’dan tekrar alıntı yapacak olursak: ‘Kitle iletişimin büyük dezavantajlarından biri de, saçmalıklara kesinlikle sahip olmadıkları önemin verilebilmesidir. İnsanlar sadece trajedi ve felaketten değil, aynı zamanda saçmalıktan da uzak tutulmalıdır. Saçmalık, esasen, başımıza gelen en büyük felaketlerden biridir.’ Saçmalık, bizi bir cehalet bulutu içinde kaybolmuş olarak - bazen o kadar karmaşık şekilde ki uyanık olduğumuzdan daha çok uykuda olduğumuzu dahi bilemeyiz - dolaştırma eğilimi olduğu için tehlikelidir. Öyleyse, deneyimimizin anlamlı olması için ve böylece iletişimimizin de anlamlı olması için zihnimize girmesine izin verdiğimiz şeyler hakkında oldukça seçici olmamız gerekir.  Toprak ve kayaların hepsi altına çevrilemez. Posa biz ne yaparsak yapalım posa olarak kalacaktır ve onu işlemeye çalışmak tam bir zaman kaybıdır. 

   O halde, anlamlı bir hayat, daha yüksek bir bilinç haline tekamül etmekle ve Hakikat’i fark etmekle alakalı olan hayattır. Faydalı ve anlamlı iletişim, bu Yol’da yaşanan bir hayattan, Doğru’yu İyi’yi ve Güzel’i içselleştirmeye adanmış bir hayattan, Buda, Dharma ve Sangha’ya sığınmaya hasredilmiş bir hayattan geçer. Bu şekilde yaşarsak, kesinlikle zengin oluruz ve konuşmamız Coleridge’in de belirttiği gibi, “hazine dolu kalbin şifresini çözecektir.”